• USD Alış: 3.6521
  • USD Satış: 3.6667
  • Euro Alış: 4.2959
  • Euro Satış: 4.3131
MEHMET ERDEM "TÜRKİYE'DE YAŞIYORSAK HAYATIN ARABESKSİZ OLAMAZ"

MEHMET ERDEM "TÜRKİYE'DE YAŞIYORSAK HAYATIN ARABESKSİZ OLAMAZ"

09.09.2017 - 11:21:55 | G.Sever

Müzisyen bir ailenin çocuğu olarak Malatya’da dünyaya gelen, çok küçük yaşlarda müzikle tanışan ve çeşitli enstrümanları çalma yeteneğine sahip olan; müzikteki başarılarıyla son yıllarda zirvedeki isimler arasında yerini alan Mehmet Erdem ile hayatı ve kariyeri üzerine konuştuk.
TÜRK müziğinin altın dönemini yaşadığı 90’lı yıllarda hayranı olduğu Barış Manço, Sezen Aksu, Ahmet Kaya ve Fikret Kızılok gibi isimlerin kasetini almak için kuyruğa giren Mehmet Erdem, şimdilerde o isimlerin parçalarını çekinmeden yorumluyor. Gençler her ne kadar o şarkıları kendisinin zannetse de Erdem, şahsına münhasır çizgisiyle şarkıları ve sanatçıları genç kuşağa tanıtma konusunda önemli bir rol üstleniyor.
Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği’nden mezun olan ve üniversite yıllarında Kardeş Türküler grubunda yer alan genç şarkıcı, stüdyo ve film müzikleriyle başladığı profesyonel müzik kariyerinin bugüne ulaşan sürecini Aktüel Yaşam’a anlattı.


 

Sizin müziğinizi dinlerken en derindeki hisler açığa çıkıyor. Sakin bir tarzınız var ve insanlar sanki en çok da bu farkınızı sevdi. Siz ne düşünüyorsunuz?
Duygulara hitap eden bir iş yapıyorum. Dolayısıyla dinleyicinin de kendi duygularını ifade etmesini kolaylaştıracak bir tarzı benimsemesi gayet normal. Ben dinleyicilerimle o iletişimi yakaladığıma inanıyorum. Tarzla ilgili olarak ise şunu söyleyebilirim. Şaire ‘şiirinizde ne anlatmak istiyorsunuz’ diye sorulduğunda, ‘yazdım işte, daha ne söyleyeyim’ diyor. Benimki de o hesap aslında. Müziği bir kalıba sokma taraftarı değilim. Tek gayretim iyi iş yapabilmek. İnsanlar benim şarkılarımı, bu tarzımı sevdi.

Hep böyle şarkı söylerken mi dinleyeceğiz sizi?
Ben hep böyle şarkı söylüyorum. Bağırmak çok elimde değil. Bağıramıyorum. Bu tondan söylüyorum. Müzik tarzı ve ses tonumdan dolayı beni daha sakin zannediyor insanlar.

Sizi tanıdıktan sonra öğrendik ki, çok sevilen onlarca filmin müziğinde imzanız var. Peki stüdyo müziği yaparken albüm yapma fikri nasıl ortaya çıktı? O dönüşüm, o kırılma noktasına sebep olan neydi?
Film müzikleri yapmak benim sevdiğim ve hala bırakmadığım bir iş. Uzun yıllar birçok film ve dizi projesinde çalıştık. Sonra bir gün albüm için teklif geldi. Aslında planlı bir biçimde gerçekleşmedi bu durum. Olurdu olmazdı derken bu noktalara kadar geldi.


 

Albüm fikriyle yola çıkarken hedefiniz neydi?
Şuan geldiğim noktaya bakınca büyük keyif ve mutluluk yaşıyorum. Bu, yola çıktığımda hedeflediğim bir durum değildi açıkçası.

Sizin müziğinizde enstrümanlar daha ön planda sanki. Yanılıyor muyuz?
Sözlü müzikte enstrümanlar geri plana atılıyor; fakat enstrüman çok çok önemli bir nokta. Ben seslerin de cümleleri olduğuna inanıyorum.  Sesler çok cümle anlatıyor. Tabi bu cümleler anlayan kişilere anlamlı geliyor. Duymayı, hissetmeyi bilmek gerek. Bu nedenle evet, ön planda. Bundan sonra çıkaracağım albümde de enstrümancılığımı insanlara sunmak istiyorum. Şarkı, türkü, alaturka ve arabeskin içerisinde ağırlıklı olduğu bir albüm yapmak istiyorum. Zaten Türkiye’de yaşıyorsan arabesksiz bir hayatın olamaz. 

Üniversite yıllarınızda Kardeş Türküler grubuna katıldınız ve bir çok projede birlikte çalıştınız. Sonra?
Kardeş Türküler bir projeydi ve bugüne kadar görev alan herkesin bu projeye hakkını verdiğini düşünüyorum. Kardeş Türküler ile bağımız kopmuş değil ben hala onlar için Mehmet’im, zaten zaman zaman ortak iş yapıyoruz. Mesela her ne kadar teklif geliyor olsa da dizi müziği yapmak için ciddi bir çaba ve zaman gerekiyor. Yorucu bir iş. Film müziği daha kompakt olduğu için ilk tercihim olabiliyor.

Diziler için yaptığınız şarkılar dolayısıyla tanınıyor muydunuz?
Evet, belli bir kitle farkımdaydı... Sesimin frekansı farklı olduğundan belki. Alt bir ses; bu nedenle biraz dikkat çekti.


 


Kentli müzik yapıyor olmanız, çocukluk yıllarınızda Malatya’da ilgilendiğiniz müzikten sizi kopardı mı?
Ben her ne kadar İzmir’de okumuş, İstanbul'a üniversiteye gelmiş biri olsam da asıl memleketim Malatya. Sahnede çalınan hemen her enstrüman bizim aile üyelerimizin ilgilendiği çalgılar. Ailemden bana geçen bir durum söz konusu elbette. O yanıma Kardeş Türküler çok yakışsa da hiçbir kimliği reddetmiyor ve tek bir kimlik içine bürünmüyorum. Sahnede türkü söyleyen de, pop söyleyen de, arabesk söyleyen de, caz söyleyen de Mehmet Erdem ve Malatya - Manisa – İzmir – İstanbul ve Türkiye'nin dört bir yanında bulunmuş olmasından kaynaklı oluşan mozaik. Şimdi kentli müzik yapıyor oluşum diğerlerinden vazgeçmek anlamına gelmesin yani.

Sizi ‘Hakim bey’ şarkısı ile tanıdık aslında. İlk albümle birlikte büyük bir başarıya imza attınız. O zamanlar, sonrası için, ‘ne olur?’ diye endişe duyduğunuz oldu mu?
Hâkim Bey ile çıkış yaptığımızda inanılmaz bir dinlenme oldu. Bundan yıllar önce yazılmış şarkı, döneme göre çok siyasi bir şarkı, bugün bu kadar adaletsizlikle örtüşünce anlamanı yitirmeyen bir şarkıydı. Neredeyse 40 milyon dinlenmeyi gördük çok kısa sürede. Endişelenmeye pek vakit kalmadı. J Bu patlamada elbette ki sosyal medyanın etkisi büyük.

Sezen Aksu bir röportajında Hâkim Bey için, “Ben bu şarkıyı zaten yıllar önce Mehmet Erdem’e yazmışım” dedi. Bu ne hissettirdi bu size?
Tarifsiz bir his bu! Sezen Aksu’nun değeri, işlerinin kalitesi üzerine konuşmaya bile lüzum yok. Şarkıyı benden önce Zülfü Livaneli söylüyor ki o da muazzam bir sanatçı, yıllar sonra ben söyledim ve eser sahibinden böyle bir geri dönüş aldık. Birlikte sahnede de söyledik, sanki hiç sahneye çıkmamış gibi heyecan vericiydi.




Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay ve Barış Manço gibi büyük sanatçıların da eserlerini yorumladınız. Hiç tepki almaktan korkmadınız mı?

Koşulsuz şartsız herkesin sevgisini kazanmış isimlerden bahsediyoruz. Çok ağır bir topa girdik. Aslına bakarsanız bu gibi isimlerin parçalarını cover’layarak kendimi riske atıyorum. Bu saydığımız isimlere hayran olan isimlerin ‘bu şarkılara dokunmayın’ deme hakları da var ama ben şarkı yorumlamayı seviyorum. Kendime güvenim olmasa zaten bu isimlerin parçalarını okumam. 

Yeniden yorumladığınız şarkıları da çok bilinen şarkılardan seçmemişsiniz; özel bir tercih miydi?
Bizim bildiğimiz ama söylediğimizde dinleyicinin bilmediğini gördüğümüz şarkılara yer verdim. ’Hakim Bey’ Sezen Aksu’nun ’Deliveren’ albümünün sonunda yer alan gizli bir parçadır. O şarkı, o albümde de tadı damakta kalacak şekilde yarım bırakıldığı için, yeniden okumak istedim. Eski yorumu neşeliydi, biz onu daha sert sound ile sunduk. Şahıslara değil, sisteme sitem var, bu nedenle de seviyorum o şarkıyı.

Son yıllarda pek çok şarkıcı single’a yöneldi. Siz ise albüm yapmakta ısrarlı davranıyorsunuz. Özel bir nedeni var mı?
Ben inatla albüm yapıyorum, yapmaya da devam edeceğim. Millet arabayla uzun yola çıktığında beni dinleyip, kendi içerisinde bir yolculuğa çıksın istiyorum. Gayem, insanlara yolda eşlik etmek ve onları kafalarının içinde bir yolculuğa çıkarabilmek. Bu yolculuk için de birden fazla şarkı lazım.




Şarkılarınızın dilden dile dolaşmasını neye bağlıyorsunuz?
Çok net olarak söylemeliyim ki; samimiyete bağlıyorum. Albümdeki şarkılar doğdu, büyüdü ve bu noktaya geldi. 90’lı yıllarda çıkan albümler gibi yaptığım albümlerde her şarkının kendisini dinlettirebilmesi tek arzumuz. Açıkçası hâlâ 90’lar kuşağının kafasındayım. Barış Manço ve Sezen Aksu gibi isimlerin yeni kasetlerini beklemekle geçti yıllarım. Pek çok genç, efsane sanatçıların parçalarını benim zannediyor. 

Ülkemizin içinden geçtiği buhranlı bir dönem yaşıyoruz. Bu sizi nasıl etkiliyor. Neler hissediyorsunuz? Neler düşünüyorsunuz?
Çok üzülüyorum. Her türlü şiddete karşıyım. Benim müziğimde şarkıların içinde hikayeler var. İçimde biriktirdiklerim var. Ben biriktirdiklerimi şarkıyla atmak istiyorum dışarı. Bazen bir isyan durumu çıkıyor ortaya. Hedef özellikle bir kişi değil aslında. Bu isyanım genel haksızlığa, adaletsizliğe, olmamışlığa, şiddete.. Umuyorum ki, hepimizin arzu ettiği mutlu ve huzurlu günlere yakın gelecekte kavuşuruz.  

Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Hüzün hayatınızın hep odağında mı?
Yorumladığım şarkılar, sesimin daha bas olması ve çok genç olmadığımdan ötürü insanlar böyle bir yakıştırma yapıyor. İnsanlar şarkılarımda ağlamaları gerekiyorsa ağlayıp içerisinde safrayı atsınlar ama iki şarkı sonrada gülmeyi bilsinler. Sonuçta ben de her gün ağlayan bir adam değilim. Dışa dönük, rahat ve pozitif bir adamım. Ama bir o kadar da Muhalif bir insanım. Bir aksilik varsa sesimi çıkarırım. Başkasının hakkını da savunurum. Müdahale gerekirse ederim. 

Sizin şarkınızla öğrendik, biz de size soralım: Acıyı sevmek olur mu?
Olur. Hatta, toplumdan etkilendiğim için benim de acıyı sevmişliğim var. Toplum olarak hafif bir hüzün severiz. Evde anneler, teyzeler toplandığında geçmişten bir şey akıllarına gelir ve hep beraber ağlarlar.

Basınla aranız nasıl?
Basın mensuplarının şahsıyla bir sorunum yok aslında ama kameraları sevmiyorum. İzlenilme hissi bana güzel gelmiyor. Olduğum gibi olmak istiyorum. Canlı yayınlar da sıkıntılı. İp üstünde yürümek gibi.

Kameraları sevmiyorsunuz peki ya televizyonu?
Bazıları televizyon izlemeyi zul gibi anlatır ama ben severek izliyorum. Televizyon kafamı boşaltıyor. 



 

YORUM YAZ